• Altın


    233,144
  • IMKB


    90186
  • Avro


    6,9689
  • Dolar


    6,1028
  • Akçakoca

BEŞ HARF ÇOCUKLARI

İ. Cahit AYDIN


2013-04-05

cahitaydin@hotmail.com
 

“Hocam, c ile d arasında kaldım, şu soruya bir bakabilir misiniz?” Bu soruyu öğretmenlerimizin duyma yoğunluğu son yıllarda bir hayli artmıştır. Dershaneye gitme ya da öğrenciye test çözdürme etkinliklerinin neredeyse ilkokul birinci sınıfa kadar düştüğü bir eğitim ortamında elbette artar bu tür sorular. Bırakın öğrenciyi eğitimcilerin birbirleri ile yarıştırıldığı bir demde bunları duymamak anormal olarak karşılanmakta.
        Eğitim sistemimiz son 5-6 yıldır köklü bir değişim geçirdi. Sistem tam olarak uygulanması ve eksiklerinin giderilmesi ve rayına oturması epey zaman alacaktır. Eğitim sistemimizin iyi yönleri, artıları olduğu gibi eksileri de bulunmakta. Bu sistemde öğrencilere balı tutması öğretilmekte ki bu eğitim sistemimizin en büyük artısı. Bunlar çoğaltılabilir. Bunların karşısında eğitim sisteminin eksileri listesi de yapılabilir. Tabi bir de konu eğitim olunca herkes bir anda uzman oluveriyor ne hikmetse. (Bunun yanında din, siyaset ve futbol uzmanı (!) da oluveririz bir anda yeri gelince. Her neyse konumuz eğitim.) Tabi bununla hiç kimse eğitim hususunda konuşma hakkına sahip değildir demek istemiyoruz. Ama bilmeyenin de konuşması can sıkıcı.
      Başlığa taşıdığımız olay eğitim sistemimizin en büyük eksilerinden biri maalesef.
Ana-baba, öğretmen, müdür, bakan olarak hepimiz işin bir ucundan tuttuk ve çocuklarımızı sonunda beş harf çocuğu haline getirdik ve bunun da pek farkında değiliz. Günümüzün öğrencilerini “test ile tost arasına sıkışmış/sıkıştırılmış” gençler olarak isimlendirenler de haksız sayılmaz. Ve herkes bu değirmene bir şekilde su taşımakta. Öğretmenin ne kadar başarılı olduğunu öğrencisinin sınav başarısı ile ölçmek de yapılan yanlışlardan biri çünkü bu yanlış eğitimcilerimizin bu işin fazlaca üstüne düşmesine neden oluyor.
        Evlerde annesi kazandığı üniversiteyi ya da bilmem ne fen lisesini 5 çayında ballandıra ballandıra anlatacak ya komşusuna… Çocuğunun üzerinden prim sağlayacak… Kendi hayatında olmasını istediği ancak bir şekilde hayatında yer almayanları evladına yükleyecek, kendi hayallerini yaşamasını isteyecek çocuğundan… Ama hiç kimse, öğrencisinin/çocuğunun hayat hakkında bırakın bir fikir beyan etmeyi, bir cümle kurmasının gerekli olduğunu düşünmeyecek bile… Hasbelkader bunu yapanların karşısına bırak bunları filozof mu oldun başımıza, edebiyat yapma ifadeleri dikiliverecek… Varsa yoksa beş harf, geçerli olan bu.
       İyilik nedir ve iyiliğin hayatımda yer ettiği oran ve bunun önemi? Ya doğruluk ve doğruluğun hayatımdaki payı nedir? Erdemli olmak nasıl gerçekleşir? Öğrendikleri ile bilmediklerinin çokluğunu anlayıp başını önüne eğdiren tevazunun payı nedir?
Eğitim üzerine konuşmak demek aslında insan ve onun kişiliği üzerine konuşmak demektir ya da öyle olmalıdır. Milli manevi değerlerden, bu değerlerin gençlerimizin kişiliği için önemini konuşmaktır.
       Her şey akademik kariyerden mi ibaret? Tamam, bu önemli ve okuldaki dersler bunu sağlamakta zaten… Peki ya milli-manevi değerleri kuşanmak. Öğretmen sadece bilgi aktarıcı, sorulara cevap veren midir? Değerlerimiz ve onların öğretimi? Ahlaklı, yardımsever, dürüst kişilikler mi yetiştirmek istiyoruz yoksa matematiği, fiziği ful yapan bencil kişilikler mi?
   Okumayan bir öğrenci-veli-eğitimci üçgeni ile karşı karşıyayız maalesef. Meb'in tavsiye ettiği dünya ve Türk klasiklerini bile özetlerinden okuyan eğitimcilerle, öğrencilerle, hiç okumayan velilerle bir değere sahip öğrenci yetiştirilemez. Ontolojik değil epistemolojik bir eğitim bizimkisi… Varoluşunu sorgulamayan, varedilişini merkeze alan bir hayat ve eğitim değil maalesef. Bilgiyi menfaat için elde eden ve kullanınca bir kenara bırakıveren bir anlayış… Oysaki kitap okumak, başkalarının serüvenlerini de öğrenmek demektir. Yaşadıklarını duygularını, sevinçlerini, kederlerini… Onları öğrenmekle değişiyoruz, çoğalıyoruz… Ama eğitimimiz ne kadar test çözersen o kadar başarı formülüne endekslendiği için… Başkalarının hayatları ilgilendirmiyor bizi çünkü bizim hayatımız ilgilenilmesi gereken biricik hayat olarak öğretildi bize okullarda… Sen farklısın, sen biriciksin, sen teksin diye şişirilmiş bir zihin neden başkalarının hayatını merak etsin ki?
       Örneğin St.exuepry'nin küçük prensinin çizdiği resmin fil yutmuş boa yılanı olduğunu bilemeyen büyüklerin, bilim adamının, coğrafyacının, astronomun tuhaflıklarını öğrenmek bize ne çok değer katmakta, bir bilebilsek? Ya da dorukısrağın iki-üç gün kovulduğu eve gelip kapıyı açmaya çalışmasındaki hüznü yaşamak ve onun için üzülmek ve üssüğünoğlu ibramın vefasızlığındaki acımasız hayat gerçeğini fark etmek bizi çoğaltmaz mı? Veyahut Ahmet Ümit'in şapkacı hikâyesindeki kahramanın aceleciliğinin göz yaşartan acılı hikâyesinin kişiliğimize kattığı erdem daha mı değersiz beş harften?
    Bir yerlerde yanlış giden bir şeyler var. Veliler olarak bize düşen çocuklarımıza örnek olmaktır, git odana ders çalış emrini vermek değil. Tabi bir de şu sayfalarca ödev verilmiyor mu, insanı çileden çıkarıyor. Sanki ödevi öğrenciye değil de aile fertlerine vermişler gibi. İlkokul bire-ikiye giden çocuğunuza 35-40 sayfa ödev verilmesini ister miydiniz? Ne için? Çocuğun başarısı ile sınıf öğretmeni caka satacak. Ne için öğretmenin başarısı ile okul yönetimi caka satacak. Böyle okullar ve uflayan puflayan ilkokul birinci ikinci sınıf çocukları var. Çocuğum böyle bir okulda olsa ve bu kadar ödevle karşı karşıya kalsaydı emin olun yaptırmazdım onları. Onun yerine çocuğumla Bremen mızıkacılarının, çizmeli kedinin ve keloğlanın maceralarını okumayı tercih ederdim. Oğlum şimdi 3 yaşında ve biz bol bol hikâye okuyoruz şimdiden. Alışsın sevsin diye okumayı. Çünkü okumak insanın sahip olabileceği en büyük değerlerden, erdemlerden birisidir. Okullarımızı ve eğitim sistemimizi beş harf üzerine değil de bunun üzerine bina etmemiz gerekiyor.
     Hocam, ben de yaşam ile ölüm arasında kaldım, buna da bir bakabilir misiniz?

447628 defa okundu...
Diğer Yazıları

 

Facebook Sayfamız
YAZARLAR
VİDEOLAR
SON YORUMLAR
RASTGELE FIKRA

Normal insan

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar: Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz? Doktor: Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç sey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğ...
Yemek Tarifi

Makarna Kavurması

makarna-kavurmasi

Biber Yemeği

biber-yemegi

İsot Sosu

isot-sosu
Haber Arşivi Künye İletişim  |     |
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları saklıdır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
| Kullanim Kosullari | Gizlilik Politikasi