Bir gün profesörün biri bir tekneye biner ve diyelim ki İstanbul boğazından karşıya geçecektir.
Profesör kayıkçıya der ki; Sen okuma yazma biliyor musun?
Kayıkçı; Hayır bilmiyorum. Diye cevap verir.
Profesör derki; Sen boşuna yaşamışsın.
Kayık biraz daha açılır, birden bir fırtına kopar tekne alabora olacaktır ve bu sefer ki kayıkçı;
Sen yüzme biliyor musun? Der.
Profesör; Hayır. diye cevap verir.
Kayıkçı bu sefer: Sen hepten boşuna yaşamışsın kötüsü daha da yaşayamayacaksın. Der.
Şimdi bu hikâyeyi niye anlattık? Bizim ne işimiz olur profesörlerle?
Sitemizde de bulunan bir haber de Doç. Dr olan birisi hayvancılığın istenilen düzeylerde olamamasının müsebbibi olarak küçük işletmelerde (aile işletmeleri) üretim yapılmasını göstermiş.
Dememiş ki, ülkemizde ÖTV baskısı nedeniyle hammadde fiyatları çok yüksektir, bu nedenle girişimciler bu sektörden uzak durmak istemektedirler. Avrupa etin kilosunu 14 TL gibi bir fiyata alırken biz 28 tl civarlarından alıyoruz. İktisatta görünmez el teorisi vardır yani o görünmez el kar görürse bu işe girer kar görmezse girmez. Bu iki artı iki dört gibi bir şeydir.
Her ne kadar hükümet teşvikler sağlıyor olsa da karkas fiyatları düştükçe bu kurulan işletmelerin çoğu da batacaktır.
Bu gün ülkemizde ki pahalılığın ana sebebi ÖTV denen ve 2001 krizi sonrası başımıza sarılan vergilerdir.
Sonuç bizim Doçent işletme sahiplerini suçlayacağına vergileri indirmemekte inat eden (biliyorsunuz benzin 4 tl ye vurdu), girdi maliyetlerini düşürmeyen hükümete (kırsal motorinde kalkıyor yakında traktörlere Euro Dizel alacaksınız), girdi maliyetleri ana nedendir diyeceğine büyük işletme olmamasından yakınmaktadır. Büyük işletme olmamasının ana nedeni maliyetlerdir.
Hal bu ki, Bu Doç. Dr. umuz büyük ihtimalle lisans eğitimini tamamlarken aldığı iktisada giriş dersine az daha çalışsaydı bunların hepsini bilecekti.
Ne diyelim, o da, hikâyedeki profesör gibi boşa yaşamış mı?
Soru: Kaç ziraat fakültesi öğretim üyesi kendi tarımsal işletmesine sahip?
Haftaya 21. Yüzyılda Gıda Konusunu ele alacağız.