• Altın


    233,144
  • IMKB


    90186
  • Avro


    6,9689
  • Dolar


    6,1028
  • Akçakoca

KARANLIKLARIN GÖLGESİNDE Kİ TÜRKİYE

İ. Cahit AYDIN


2013-11-28

cahitaydin@hotmail.com
 

Kargaşanın kol gezdiği kanla boyanmış kıtanın, zulmün, haksızlığın ve katliamların sıradan hale gelen bir yangının, ortasında kalan Türkiye, en yakın komşularından başlayarak, ekonomik etki alanını ve politik düzenin sınırlarını genişletmek için, hegoman gölgelerle savaşan bir ülke haline gelmiştir.

Türkiye, güçlü ve etkili bir şekilde, Dünya politikasında söz sahibi olmak için ekonomik bağımsızlığını kazanmaya çalışmaktadır. Öncelikle sınır komşularla ve diğer ülkelerle ‘Sıfır sorun’ söylemleri ile ortaya çıkan Ak Parti Hükümeti, iktidarın ilk yıllarında, Dünya Ülkeleri ile ikili ilişkilerini başarıyla yönetmiştir. Şu da unutulmamalı ki bir Ülke ile ikili ilişkilerimizin uzun vadede olumlu gelişmesi için birinci sırada ekonomik ilişkilerimizin yani ticaretin karşılıklı olarak artması gerekir. Karşılıklı ticaretin yoğun olduğu Ülkülerde ister güven konusunda, ister ekonomik konuda olsun kolay kolay bir sorun çıkmayacağı aşikârdır. Çünkü hiçbir ülke yönetimi, sıcak paranın ana kaynağı ticarete sekte vurarak, kendisini halkıyla karşı karşıya getirme riskini alamaz. Hesabı ilk olarak kendi halkına vermek zorunda kalacağı korkusundan dolayı ticaretin yoğun olduğu Ülkelerle ekonomik ve ikili ilişkileri güven içerisinde sürdürmek zorundadır. Bu da istikrarın ve yatırımların ileriye yönelik güvenle yapılmasına neden olacaktır. Küresel ekonomik yönünden zorlandığı dünyanın ( özellikle de Ortadoğu'nun) yeniden yapılandığı bu günlerde, Türkiye'nin yeni stratejiler geliştirmesi gerekmektedir.

Türkiye, bugüne kadar ticaretinin %85’ini Avrupa Ülkelerine yapmaktaydı. İthalat-ihracat dengesine baktığımızda ithalatımız %75’lerde, ihracatımızda %25’lerde olmak kaydıyla çok haksız ve adice bir ticari ilişki ortaya çıkmaktaydı.

Çok uzun süredir ihmal ettiğimiz Ortadoğu ve Afrika Ülkeleri ile Ekonomik ve Politik ilişkilerimizi, Ak Parti Hükümeti gelir gelmez geliştirme yönünde ki politikalarda da oldukça başarılı olmuştur. Aslında bu politikalar ‘Milli Görüş kimliğimi çıkarttım’ diyen Başbakan Erdoğan’ın, Refah Partisinin daha önce politikasında ve söylemlerinde olan siyasetinden birebir kopya almıştır. Yani rahmetli Profesör Necmettin ERBAKAN hocanın değişiyle ‘Haylaz çocuklar gibi kopya çekmiştir’ Başbakan Erdoğan.  Türkiye, son on yılda ihracat pazarlarını önemli ölçüde çeşitlendirmiştir. Özellikle İslam ve Afrika Ülkeleri ticaretinde önemli artışlar görüldü. Türkiye’ye yönelik haksız ve adice bir ticaret konumunda olan Avrupa Ülkeleri ile ihracat ve ithalat arasında ki payı günden güne azalırken, İslam ve Afrika Ülkeleri ile ihracat payı yüzde 14’ten, yüzde 30'lara yükselmiştir.

                Pekii şuanda  ‘Sıfır sorun’ söylemlerine ne oldu acaba? Bilmeden bir şeyler mi kaçırdık, çevremize şöyle bir baktığımızda; Ermenistan ve İsrail’le zaten sorunluyduk, İran, Irak, Mısır, Suriye, Bulgaristan, Yunanistan, Rumlarla, sanki uyuyormuşuz da birden gözlerimizi açmışız toz pembe rüyadan sonra kabusun ortasında kalmışız. Ne oldu da sıfır sorun bataklık bir sorun haline geldi? Nereye adım atarsak Ortadoğu Ülkeleri ve komşularımızdaki kaos yüzünden bataklığa körü körüne saplanıyoruz, kendimizi çekemiyoruz, etrafımıza aklıselim olarak bakamıyoruz. Bu da yetmezmiş gibi kendi iç sorunlarımızda (Taksim Olayları) dışarıdan organize edilmiş iğrenç tezgâhlarla, güven ortamından kargaşa ortamına geçtik. Acaba kimler, niçin bastı bu düğmelere…

                İlk olarak Dünya Hegoman Ülkeleri, karşısında üstelik Müslüman bir Hegoman güç ister mi? Sömürdükleri Ortadoğu ve Afrika Pazarlarını elinden kaçırmak ister mi acaba? Bu soruları kendimize sorduğumuzda hiçbir güç kendisine karşı duracak başka bir güç , hâkimiyetini ve pazarını kaptırmak istemez. Bu Hegoman güçler, kimi zaman Avrupa Birliği olarak, kimi zaman ABD olarak, kimi zaman Rusya, Çin, kimi zaman da hegoman güçlerin köpekliğini yapan satılmış iç mihraklar olarak karşımıza çıkmaktadır.              

                İkinci olarak en önemlisi Büyük İsrail projesi olarak karşımıza çıkmaktadır. 11 Eylül terör! saldırılarıyla başlayarak hayata geçirilmeye çalışılan büyük Ortadoğu projesi; aslında ikinci Abdülhamit'in Siyonist Gazeteci Theodore Herzl’in Osmanlı sarayından kovulmasıyla başladı. Herzl; ’’Yüce Hakan eğer Filistin topraklarını Yahudilere verir ve bizim o topraklara yerleşmemize yardımcı olursanız, bunun karşılığında, biz de sizin tüm dış borcunuzu öderiz ve de Filistin toprakları değerinde para yardımında bulunuruz böylece sizde rahatlamış olursunuz. "O yüce Padişah tüm hiddetiyle ayağa kalkar ve Herzl'e şu tarihi cevabı verir: "Benim Atalarımın kanıyla, canıyla aldığı toprakları değil tüm dış borcumuzu bir Dünya dolusu altın verseniz bile bir karış toprağını size vermem” der. Herzl aldığı bu cevap üzerine İsviçre ye döner ve bir müddet sonra Dünya’nın ileri gelen yaklaşık 200 Yahudi delege ile birinci Siyonist kongresini yaparak, ilk 50 yılda İsrail devletini ikinci 50 yılda da büyük İsrail imparatorluğunu kurma kararını alırlar. İlk 50 yıl 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti kurularak ilk adımı atmışlardır. Sadece Filistin toprakları değil, Nil’den Fırat'a kadar olan toprakların tamamının (bu topraklar içinde Türkiye’nin Güneydoğu ve Doğunun tamamı vardır) kendilerine ait olduğunu savunarak,  ikinci 50 yılda da büyük İsrail imparatorluğunu kurma hedefindedir. Şuanda da emellerini gerçekleştirmek için en büyük ABD ortağı ile Ortadoğu Ülkelerinde kargaşaları tetikleyerek, katliamların oluşmasında ve bu kesimlerde güçlü bir Müslüman devletin oluşmaması Arap Baharı adı altında Ortadoğu ülkelerinde iç savaş çıkartmak, kardeş kardeşi vurdurarak, hedeflerini gerçekleştirmek için elinden gelen her şeyi kalleşçe yapmaktadır.

                Bu Hegoman güçleri dünya resminin neresine sığdırmak veya neresine koymak gerekir. Hayvandan daha aşağı değerde olan cani mahlûklar topluluğunu, bütün Dünya bilmesine rağmen neden bir şeyler yapamamaktadırlar veya yapamamaktayız? NATO, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Topluluğu gibi güçlerin kimlerin elinde olduğu aşikârdır, az gelişmiş ülkeleri de yanlarına alarak, kendilerini bu gücün içinde sanmalarını sağlayan, sayıları ve isimleri belli olan bu cani, ciğerleri beş para etmez Ülkeler topluluğuna karşı hangi güçle savaşılmaktadır… Maalesef hiçbir güçle savaşılamamaktadır, çünkü hiçbir gücün kontrolü sende değilse o güç senin değildir. Görüyoruz ki Türkiye’de bütün siyasetçilerin ağızlarından düşürmediği, ‘Güçlü bir Türkiye için’ söylemlerin sebebini anlamamak, aptallığın daniskasıdır. Evet, maalesef Türkiye’miz, tüm Dünya’ya adalet yolunda korku salan Osmanlı İmparatorluğu çöktükten sonra güçlü bir Türkiye olamamıştır.

                Güçlü bir Türkiye demek, bağımsız ekonomi demektir, güçlü bir Türkiye demek, bağımsız sanayi demektir, güçlü bir Türkiye demek, bağımsız adalet sistemi, bağımsız askeri güç, kısacası bütün bu ilkeleri bir arada toplayan Dünya gücü demektedir. Dünya gücü olabilmek için de bu ilkelerin içinde en önemlisi olan, Ekonomik gücü elde etmektir. Ekonomik gücü elde etmek içinde ticaretin ihracattan yana çok büyük adımlar atabilmektir. Dünya’daki ihracat payımızı hızlı bir şekilde genişleterek, sıcak paranın girmesini hızlandırmak gerekmektedir. Sıcak para demek; diğer bütün ilkelerin sahiplenilmesi demektir.

                Peki bu Dünya Güçlerine karşı nasıl bir savaş verilmesi, neler yapılması gerekir… İlk etapta gelişmekte olan Ülkelerle toplanarak bir birliktelik oluşması gerekir. Ticaretimizi karşılıklı olarak genişleterek dışarıdan gelen her türlü tehlikeye karşı birlikte direnç göstermemiz, Yeni Bir Dünya İnsan Hakları anlayışı geliştirmemiz gerekir. Bu yolda en büyük adım, Necmettin ERBAKAN ve Tansu ÇİLLER’İN başını çektiği koalisyon hükümeti tarafından 5 Haziran 1997'de D-8’leri bir başka değişle, Developing Eight (Gelişmekte olan 8 ülke) birliği kurularak atılmıştır. Daha sonra bu Hegoman Dünya Güçleri hemen Türkiye’de ki maşalarıyla (28 Şubat Askeri grupları, Cumhurbaşkanlığı temsilcisi Süleyman DEMİREL, Adalet Sistemdeki bazı odaklar ) Erbakan hükümetinin 30 Haziran 1997 tarihinde görevi bıraktırmıştır. Yani Dünya dengesini değiştirecek bu güçlü yapının başı en başta ezilerek, D-8 ile planlanan somut projeler sahipsiz bırakıldı ve birçoğu ya hayata geçirilemedi ya da çok yavaş ilerledi. Buna rağmen, D-8 ülkeleri arasındaki ticarette önemli artışlar sağlandı.

                AKP Hükümetinin 2023 vizyonu olarak ortaya koyduğu, dünyanın en büyük ilk on ekonomisi arasında girme stratejisinin bölgesel ve küresel ekonomik ve siyasi gelişmeler ışığında sık sık revize edilmesi gerekir. Türkiye, planladığı üretimi besleyecek hammadde ve girdi ihtiyacı ile ürettiğini satacak dış pazarlara dayalı bir strateji geliştirmesi gerekir. İşte bu ithalat ve ihracat dış pazar potansiyelleri açısından   D-8 ülkelerinin önemi burada açığa çıkmaktadır. Bu ülkeler, coğrafi olarak birbirine uzak olsa da, aralarındaki 'işbirliği' daha da derinleştirilmeli, bir an önce Serbest Ticaret Anlaşmasına dönüştürülmeli ve ardından daha ileri bütünleşmeye geçilerek, ilerleyen yıllarda yeni ülkelerin de katılımı sağlanmalıdır. Bu durum orta vadede, D-8'i İslam Dünyasının ekonomik ve siyasi açıdan önemli bir güç merkezi olarak öne çıkarır. Başında bulunan Türkiye ile D-8; küresel ve bölgesel sorunların çözümünde daha etkin sorumluluk üstlenerek herkesin elini, kolunu sallayarak ( özellikle şu zamanda ki Adi Dünya Hegoman Ülkeleri ) istediğini yapmaya, çıkarları için kargaşa çıkartarak ortalığı karıştırmaya kimsenin gücü yetmez. Artık yarınlar; kafası çalışan, demokratik haklarla beraber ilerleyen, sadece yaşantımızı Namaz kılmak, Oruç tutmak ve Hacca gitmekle sınırlamayan, çağın durumuna göre Hak yolunda kendini yenileyen, tüm sıkıntılara toplum olarak, birlik beraberlikle, demokratik karşı çözüm oluşturan, Yeni Bir Dünya gücü olan Yeni bir Türkiye’nindir.

 

 Kargaşanın kol gezdiği kanla boyanmış kıtanın, zulmün, haksızlığın ve katliamların sıradan hale gelen bir yangının, ortasında kalan Türkiye, en yakın komşularından başlayarak, ekonomik etki alanını ve politik düzenin sınırlarını genişletmek için, hegoman gölgelerle savaşan bir ülke haline gelmiştir.

Türkiye, güçlü ve etkili bir şekilde, Dünya politikasında söz sahibi olmak için ekonomik bağımsızlığını kazanmaya çalışmaktadır. Öncelikle sınır komşularla ve diğer ülkelerle ‘Sıfır sorun’ söylemleri ile ortaya çıkan Ak Parti Hükümeti, iktidarın ilk yıllarında, Dünya Ülkeleri ile ikili ilişkilerini başarıyla yönetmiştir. Şu da unutulmamalı ki bir Ülke ile ikili ilişkilerimizin uzun vadede olumlu gelişmesi için birinci sırada ekonomik ilişkilerimizin yani ticaretin karşılıklı olarak artması gerekir. Karşılıklı ticaretin yoğun olduğu Ülkülerde ister güven konusunda, ister ekonomik konuda olsun kolay kolay bir sorun çıkmayacağı aşikârdır. Çünkü hiçbir ülke yönetimi, sıcak paranın ana kaynağı ticarete sekte vurarak, kendisini halkıyla karşı karşıya getirme riskini alamaz. Hesabı ilk olarak kendi halkına vermek zorunda kalacağı korkusundan dolayı ticaretin yoğun olduğu Ülkelerle ekonomik ve ikili ilişkileri güven içerisinde sürdürmek zorundadır. Bu da istikrarın ve yatırımların ileriye yönelik güvenle yapılmasına neden olacaktır. Küresel ekonomik yönünden zorlandığı dünyanın ( özellikle de Ortadoğu'nun) yeniden yapılandığı bu günlerde, Türkiye'nin yeni stratejiler geliştirmesi gerekmektedir.

Türkiye, bugüne kadar ticaretinin %85’ini Avrupa Ülkelerine yapmaktaydı. İthalat-ihracat dengesine baktığımızda ithalatımız %75’lerde, ihracatımızda %25’lerde olmak kaydıyla çok haksız ve adice bir ticari ilişki ortaya çıkmaktaydı.

Çok uzun süredir ihmal ettiğimiz Ortadoğu ve Afrika Ülkeleri ile Ekonomik ve Politik ilişkilerimizi, Ak Parti Hükümeti gelir gelmez geliştirme yönünde ki politikalarda da oldukça başarılı olmuştur. Aslında bu politikalar ‘Milli Görüş kimliğimi çıkarttım’ diyen Başbakan Erdoğan’ın, Refah Partisinin daha önce politikasında ve söylemlerinde olan siyasetinden birebir kopya almıştır. Yani rahmetli Profesör Necmettin ERBAKAN hocanın değişiyle ‘Haylaz çocuklar gibi kopya çekmiştir’ Başbakan Erdoğan.  Türkiye, son on yılda ihracat pazarlarını önemli ölçüde çeşitlendirmiştir. Özellikle İslam ve Afrika Ülkeleri ticaretinde önemli artışlar görüldü. Türkiye’ye yönelik haksız ve adice bir ticaret konumunda olan Avrupa Ülkeleri ile ihracat ve ithalat arasında ki payı günden güne azalırken, İslam ve Afrika Ülkeleri ile ihracat payı yüzde 14’ten, yüzde 30'lara yükselmiştir.

                Pekii şuanda  ‘Sıfır sorun’ söylemlerine ne oldu acaba? Bilmeden bir şeyler mi kaçırdık, çevremize şöyle bir baktığımızda; Ermenistan ve İsrail’le zaten sorunluyduk, İran, Irak, Mısır, Suriye, Bulgaristan, Yunanistan, Rumlarla, sanki uyuyormuşuz da birden gözlerimizi açmışız toz pembe rüyadan sonra kabusun ortasında kalmışız. Ne oldu da sıfır sorun bataklık bir sorun haline geldi? Nereye adım atarsak Ortadoğu Ülkeleri ve komşularımızdaki kaos yüzünden bataklığa körü körüne saplanıyoruz, kendimizi çekemiyoruz, etrafımıza aklıselim olarak bakamıyoruz. Bu da yetmezmiş gibi kendi iç sorunlarımızda (Taksim Olayları) dışarıdan organize edilmiş iğrenç tezgâhlarla, güven ortamından kargaşa ortamına geçtik. Acaba kimler, niçin bastı bu düğmelere…

                İlk olarak Dünya Hegoman Ülkeleri, karşısında üstelik Müslüman bir Hegoman güç ister mi? Sömürdükleri Ortadoğu ve Afrika Pazarlarını elinden kaçırmak ister mi acaba? Bu soruları kendimize sorduğumuzda hiçbir güç kendisine karşı duracak başka bir güç , hâkimiyetini ve pazarını kaptırmak istemez. Bu Hegoman güçler, kimi zaman Avrupa Birliği olarak, kimi zaman ABD olarak, kimi zaman Rusya, Çin, kimi zaman da hegoman güçlerin köpekliğini yapan satılmış iç mihraklar olarak karşımıza çıkmaktadır.              

                İkinci olarak en önemlisi Büyük İsrail projesi olarak karşımıza çıkmaktadır. 11 Eylül terör! saldırılarıyla başlayarak hayata geçirilmeye çalışılan büyük Ortadoğu projesi; aslında ikinci Abdülhamit'in Siyonist Gazeteci Theodore Herzl’in Osmanlı sarayından kovulmasıyla başladı. Herzl; ’’Yüce Hakan eğer Filistin topraklarını Yahudilere verir ve bizim o topraklara yerleşmemize yardımcı olursanız, bunun karşılığında, biz de sizin tüm dış borcunuzu öderiz ve de Filistin toprakları değerinde para yardımında bulunuruz böylece sizde rahatlamış olursunuz. "O yüce Padişah tüm hiddetiyle ayağa kalkar ve Herzl'e şu tarihi cevabı verir: "Benim Atalarımın kanıyla, canıyla aldığı toprakları değil tüm dış borcumuzu bir Dünya dolusu altın verseniz bile bir karış toprağını size vermem” der. Herzl aldığı bu cevap üzerine İsviçre ye döner ve bir müddet sonra Dünya’nın ileri gelen yaklaşık 200 Yahudi delege ile birinci Siyonist kongresini yaparak, ilk 50 yılda İsrail devletini ikinci 50 yılda da büyük İsrail imparatorluğunu kurma kararını alırlar. İlk 50 yıl 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti kurularak ilk adımı atmışlardır. Sadece Filistin toprakları değil, Nil’den Fırat'a kadar olan toprakların tamamının (bu topraklar içinde Türkiye’nin Güneydoğu ve Doğunun tamamı vardır) kendilerine ait olduğunu savunarak,  ikinci 50 yılda da büyük İsrail imparatorluğunu kurma hedefindedir. Şuanda da emellerini gerçekleştirmek için en büyük ABD ortağı ile Ortadoğu Ülkelerinde kargaşaları tetikleyerek, katliamların oluşmasında ve bu kesimlerde güçlü bir Müslüman devletin oluşmaması Arap Baharı adı altında Ortadoğu ülkelerinde iç savaş çıkartmak, kardeş kardeşi vurdurarak, hedeflerini gerçekleştirmek için elinden gelen her şeyi kalleşçe yapmaktadır.

                Bu Hegoman güçleri dünya resminin neresine sığdırmak veya neresine koymak gerekir. Hayvandan daha aşağı değerde olan cani mahlûklar topluluğunu, bütün Dünya bilmesine rağmen neden bir şeyler yapamamaktadırlar veya yapamamaktayız? NATO, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Topluluğu gibi güçlerin kimlerin elinde olduğu aşikârdır, az gelişmiş ülkeleri de yanlarına alarak, kendilerini bu gücün içinde sanmalarını sağlayan, sayıları ve isimleri belli olan bu cani, ciğerleri beş para etmez Ülkeler topluluğuna karşı hangi güçle savaşılmaktadır… Maalesef hiçbir güçle savaşılamamaktadır, çünkü hiçbir gücün kontrolü sende değilse o güç senin değildir. Görüyoruz ki Türkiye’de bütün siyasetçilerin ağızlarından düşürmediği, ‘Güçlü bir Türkiye için’ söylemlerin sebebini anlamamak, aptallığın daniskasıdır. Evet, maalesef Türkiye’miz, tüm Dünya’ya adalet yolunda korku salan Osmanlı İmparatorluğu çöktükten sonra güçlü bir Türkiye olamamıştır.

                Güçlü bir Türkiye demek, bağımsız ekonomi demektir, güçlü bir Türkiye demek, bağımsız sanayi demektir, güçlü bir Türkiye demek, bağımsız adalet sistemi, bağımsız askeri güç, kısacası bütün bu ilkeleri bir arada toplayan Dünya gücü demektedir. Dünya gücü olabilmek için de bu ilkelerin içinde en önemlisi olan, Ekonomik gücü elde etmektir. Ekonomik gücü elde etmek içinde ticaretin ihracattan yana çok büyük adımlar atabilmektir. Dünya’daki ihracat payımızı hızlı bir şekilde genişleterek, sıcak paranın girmesini hızlandırmak gerekmektedir. Sıcak para demek; diğer bütün ilkelerin sahiplenilmesi demektir.

                Peki bu Dünya Güçlerine karşı nasıl bir savaş verilmesi, neler yapılması gerekir… İlk etapta gelişmekte olan Ülkelerle toplanarak bir birliktelik oluşması gerekir. Ticaretimizi karşılıklı olarak genişleterek dışarıdan gelen her türlü tehlikeye karşı birlikte direnç göstermemiz, Yeni Bir Dünya İnsan Hakları anlayışı geliştirmemiz gerekir. Bu yolda en büyük adım, Necmettin ERBAKAN ve Tansu ÇİLLER’İN başını çektiği koalisyon hükümeti tarafından 5 Haziran 1997'de D-8’leri bir başka değişle, Developing Eight (Gelişmekte olan 8 ülke) birliği kurularak atılmıştır. Daha sonra bu Hegoman Dünya Güçleri hemen Türkiye’de ki maşalarıyla (28 Şubat Askeri grupları, Cumhurbaşkanlığı temsilcisi Süleyman DEMİREL, Adalet Sistemdeki bazı odaklar ) Erbakan hükümetinin 30 Haziran 1997 tarihinde görevi bıraktırmıştır. Yani Dünya dengesini değiştirecek bu güçlü yapının başı en başta ezilerek, D-8 ile planlanan somut projeler sahipsiz bırakıldı ve birçoğu ya hayata geçirilemedi ya da çok yavaş ilerledi. Buna rağmen, D-8 ülkeleri arasındaki ticarette önemli artışlar sağlandı.

                AKP Hükümetinin 2023 vizyonu olarak ortaya koyduğu, dünyanın en büyük ilk on ekonomisi arasında girme stratejisinin bölgesel ve küresel ekonomik ve siyasi gelişmeler ışığında sık sık revize edilmesi gerekir. Türkiye, planladığı üretimi besleyecek hammadde ve girdi ihtiyacı ile ürettiğini satacak dış pazarlara dayalı bir strateji geliştirmesi gerekir. İşte bu ithalat ve ihracat dış pazar potansiyelleri açısından   D-8 ülkelerinin önemi burada açığa çıkmaktadır. Bu ülkeler, coğrafi olarak birbirine uzak olsa da, aralarındaki 'işbirliği' daha da derinleştirilmeli, bir an önce Serbest Ticaret Anlaşmasına dönüştürülmeli ve ardından daha ileri bütünleşmeye geçilerek, ilerleyen yıllarda yeni ülkelerin de katılımı sağlanmalıdır. Bu durum orta vadede, D-8'i İslam Dünyasının ekonomik ve siyasi açıdan önemli bir güç merkezi olarak öne çıkarır. Başında bulunan Türkiye ile D-8; küresel ve bölgesel sorunların çözümünde daha etkin sorumluluk üstlenerek herkesin elini, kolunu sallayarak ( özellikle şu zamanda ki Adi Dünya Hegoman Ülkeleri ) istediğini yapmaya, çıkarları için kargaşa çıkartarak ortalığı karıştırmaya kimsenin gücü yetmez. Artık yarınlar; kafası çalışan, demokratik haklarla beraber ilerleyen, sadece yaşantımızı Namaz kılmak, Oruç tutmak ve Hacca gitmekle sınırlamayan, çağın durumuna göre Hak yolunda kendini yenileyen, tüm sıkıntılara toplum olarak, birlik beraberlikle, demokratik karşı çözüm oluşturan, Yeni Bir Dünya gücü olan Yeni bir Türkiye’nindir.

 

 

 

 

 

 

 

 

383725 defa okundu...
Diğer Yazıları

 

Facebook Sayfamız
YAZARLAR
VİDEOLAR
SON YORUMLAR
RASTGELE FIKRA

Ramazan

Temelin bir ineği varmış. Bütün geçimini onunla karşılıyomuş. Bir gün ahıra inmiş bi bakmış inek hasta -Allahım demiş şu inek iyileşsin 15 gün oruç tutacağım. Ertesi gün inek iyileşmiş,başlamış oruç tutmaya...1,2,3...14,15 gün tutmuş 16.gün inek ölmüş Temel : -madem öyle Ramazana sayıyorum....
Yemek Tarifi

Baharatlı Pilav

baharatli-pilav

Acılı Pirinç

acili-pirinc

Başemelli Börek

basemelli-borek
Haber Arşivi Künye İletişim  |     |
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları saklıdır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
| Kullanim Kosullari | Gizlilik Politikasi