• Altın


    233,144
  • IMKB


    90186
  • Avro


    6,9689
  • Dolar


    6,1028
  • Akçakoca

PKK’YI KİMLER NE ZAMAN KURDU

İ. Cahit AYDIN


2013-11-28

cahitaydin@hotmail.com
 

Herkesin bildiği, Sevr Antlaşması’nı imzalayan İtilâf Devletleri içerisinde bulunmadığı halde ABD Başkanı Woodrow Wilson, emperyalistlerin topraklarını paylaştığı Osmanlı İmparatorluğu’nun yeni sınırlarını belirleyen haritayı çizmiştir. Bu haritada ABD, Ermeni dostlarını memnun etmek ve Ortadoğu’nun yer altı zenginlikleri için sınırları kesin olarak belirlenmemiş Ermenistan adlı bir bölge ve Kürdistan başlığı altında Antlaşmaya koydukları üç madde ile Ermenistan’ının güneyinde Kuzey Irak ve Suriye sınırları arasında“Kürdistan” adlı yeni bir ülke oluşturmak kaydıyla, PKK’NIN ilk adımını atmışlardır.

 10 Ağustos 1920'de Fransa'nın başkenti Paris'te, İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükümeti arasında Sevr Antlaşması imzalanmış ancak Yunanistan dışında hiçbir ülkenin meclislerinde onaylanmaması nedeni ile uygulamaya konmayan bir anlaşma taslağı olarak kalmıştır. Antlaşma imzalandığı dönemde devam eden Türk Kurtuluş Savaşı'nın sonucunda, 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması imzalanarak, Sevr Antlaşması yürürlüğe girmemiştir.

Burada çok önemli bir konuya açıklık getirmek gerekir; 1920 yılında Osmanlı İmparatorluğu vardı , “Türkiye” diye bir devlet yoktu. Sevr Antlaşmasına taraf olanlar, İtilâf Devletleri ve Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalandı. Emperyalistler bu antlaşmaya dayanarak, Kürdistan başlığı altındaki 62, 63 ve 64’üncü maddeleri yeniden yürürlüğe koyma, Türkiye toprakları üzerinde Ermenistan ve Kürdistan kurmaya niyetli İtilâf Devletleri, Osmanlı İmparatorluğu (Mebuslar Meclisinin onayından geçmediği için hukuken geçersiz bir anlaşmadır) ile imza atmıştır, Türkiye ile atılmamıştır. Açıkçası Türkiye’nin bu antlaşmada resmi bir sorumluluğu bulunmadığı için Türkiye, topraklarında ve sınırlarında böyle bir oluşuma kesinlikle izin vermeyecektir.

CIA, bilgi edindirme yasası kapsamında 2002 Ocak ayında, 1 Mart 1988 tarihli PKK’nın kuruluşu ve faaliyetleri hakkında bir rapor hazırladı. Raporun başlığı: “Türkiye, Irak, İran: Kürt ayaklanmaları” ancak PKK’nın kuruluşu ve gelişmesini anlatan 3 sayfanın tümünün karartılmasının anlamı; ABD’ NİN, PKK’nın son durumu ve gelişme sürecinde kendilerinin parmağı olduğuna, ulusal çıkarları açısından sakıncalı olan bölümleri makaslayarak, Türkiye’yi çoktan gözden çıkardığı anlamına gelmektedir. ( Zaten Amerika, Ortadoğu petrolünün en fazla olduğu kuzey bölgesini hâkimiyeti altına alabilmek ve bu uğurda piyon olarak Kürdistan’ı kurmak için Çekiç Gücü o bölgeye sokarak, gözden çıkarttığının ilk somut adımını atmıştır.) Raporun sonunda, Türkiye’ye Güneydoğu Anadolu Bölgesi için reformlar yapılması ve Kürt partilerin önünün açılması çağrısında bulunuluyor. Şuan ki Hükümetin yaptığı reform adı altında Kürt partilerin oluşması ve çoğalmasında ABD’nin emirlerinin yerine getirmek attıkları adımlarının kendi politikasıymış gibi sunması günü kurtarmaktan başka bir anlama gelmemektedir.

ABD, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalan çıkarlarını güvence altına almak için, Türkiye ile 6 Ağustos 1923’ de ikili bir “Dostluk ve Ticaret Antlaşması” imzaladı. Bu antlaşma ile Osmanlı’nın son dönemlerinde olduğu gibi misyonerler ve ajanlar, Türkiye ve Ortadoğu da istediği gibi cirit atıyorlar, istediği gibi kendi çıkarları doğrultusunda siyasi politikasını uygulattırıyorlardı.  Mezopotamya petrollerini kontrol altına almak için gerçekleştirdiği Irak işgal hareketleri ile bölgedeki Kürtlere görünüşte bağımsız, aslında ABD ve AB uydusu bir devlet kurma imkânı da sağladı. Kuzey Irak ve Suriye sınırlarımızda, emir aldığında bölgede AB ve ABD’nin istediği karışıklığı yaratabilecek Kuzey Irak Kürt Devletini kurduktan sonra ABD ve AB, Ermenilere vaat ettiği Ermenistan’ı gerçekleştirme sürecine geçecektir. Bir sonraki adım ise daha önceki yazımızda belirttiğimiz Büyük İsrail hayalini gerçekleştirmek olacaktır.

Peki, PKK’nın lideri olarak bilinen Abdullah ÖCALAN,  gerçekte Kürt kökenlimidir?  Bazı belgeler Apo’nun Ermeni kökenli bir aileden geldiğini, gerçek adının da “Artin Agopyan” olduğunu söylemektedir.

Birinci dünya savaşı sürerken yanlarındaki yükte hafif pahada ağır eşyalar ile zorunlu göç yollarına düşen Ermeni kafilelerine yol boyunca soygun amacı ile saldırılar olmuş ve direnenleri de öldürmüşlerdir. Kafileleri korumakla görevli Osmanlı birlikleri sayıca az oldukları için, her zaman bu soygun ve katliamlarını önleyememişlerdir. Bu saldırılar ve katliamlar sonucunda yetim kalan Ermeni çocuk ve dul kadınların bazıları, Anadolu içlerinde yaşayan köylüler tarafından yanlarına alınarak hayatlarının idamesi sağlandı Türk bölgelerine sığınan Ermeniler, adlarını değiştirerek, zaman içinde yerli halk arasına karıştılar ve geçmişlerini sildiler.  İşte Abdullah ÖCALAN’IN geldiği aile de bunlardan biri olduğu iddia edilmektedir.

Lozan’da, Türkiye’yi savaş alanında yenemediklerini kabullenmek zorunda kalan Emperyalistler Sevr Antlaşmasında belirledikleri amaçlarına ve çıkarlarına ulaşmak için Ülkemizde ve Ortadoğu’da her türlü entrikaları çevirmekte ve çoluk çocuk demeden her türlü katliamlar yaptırmaktadırlar.

Daha önce basında yer alan PKK itirafçısı Rıdvan Şener’in, Diyarbakır DGM’de verdiği ifadeyi okuyalım:

"Kandil Dağı'ndaki Kortek Kampı'na 28 Aralık 2006 günü 3 adet zırhlı paletli Amerikan askeri aracı geldi. Araçlar, Süleymaniye tarafından sadece paletli arazi araçlarının geçebileceği yerden geldi. ABD'li askerlere ait olan bu araçlar kamp alanına ulaştığında 100'er adet M-16 marka Amerikan piyade tüfeği bulunan 3 adet sandık bıraktılar.

Silahların tümünde dürbün ve bomba atar takılıydı. Bizzat elime alarak kontrol ettim. Araçlardaki şahıslar ise askerî üniformalı, siyah gözlüklü, kafalarında kask vardı. 6 Amerikan askeri kampa gelmişti. Hepsinin üniformasında ABD bayrağı vardı.

                Amerikalılar gidince Kawa kod adlı terörist bizleri alana toplayarak gelen araçlardaki şahısların Amerikalı olduğunu, gördüğümüz araçları ve şahısları kimseye anlatmamamız yönünde bizi uyardı. Kampa getirilen silahların bir kısmı üst düzey yöneticilere, kalan kısmı İran'a karşı savaşan PJAK'a gönderildi". Böylelikle PKK’ya ABD’nin desteklediği açıkça belgelenmiş olmaktadır. Aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Emperyalist güçlerin her hareketinden ve politikalarından bilgileri vardır, bunlara karşı bir politika üretmektedir ama yeterlimi acaba? Sizce İran, Irak, Mısır, Libya, Suriye gibi Devletlere yapılan büyük kargaşalara karşı etkili bir politika uygulayabildik mi? Maalesef bu adaletsizliklere karşı durabileceğimiz etkili bir gücümüz olmadığından, politikalarımız etkisiz kalmıştır.

Abdullah ÖCALAN mahkemeye verdiği savunmasında, kendisinin Batılı ülkelerce korunup, beslendiğini, Batılı ülkelerden her türlü silah, malzeme ve para yardımları alarak Türkiye’ye karşı savaşmalarının sebebi, Batı’nın Sevr’i uygulama peşinde koştuğu ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünü parçalayarak bu tutkularını yerine getirmeleri için her yolu deneyeceklerini söyleyerek, amaçlarını açıkça ortaya koymuştu.

ABD ve AB gibi Emperyalist devletlerin Ortadoğu, Afrika gibi bölgelerin, birer sömürü alanı olarak kalmalarını sağlamak ve kendilerine rakip, birer güç haline gelmelerini önlemek için her türlü silah kullanmaktadırlar. Günümüzün süper gücü olarak görünen Amerika ve AB’de ki küresel şirketler, Ortadoğu’da çıkarları doğrultusunda, petrol bölgesini  denetleyerek, her türlü yer altı ve yer üstü kaynaklardan bir şeyler kapmanın peşindedirler.  

                Türkiye artık kendine yeni etkili bir politikayı, uygulamaya sokmalıdır. Bu politikada Dünya Emperyalist güçlerin içinde olacağı bir politika kesinlikle olmamalıdır. Bu güçlerin Türkiye’ye nasıl baktığı aşikârdır. Üstelik Müslüman olan bir Türkiye’nin sürünmeye, köleliğe, ölmeye mahkum olarak görürler, kendileri için hiçbir değeri yoktur. Geçen hafta ki yazımızda belirttiğimiz gibi ‘Yeni Bir Dünya Gücü’ olarak çıkmamız için yeni bir oluşuma gitmemiz gerekir. Elin Amerika’sı, Fransız’ı, İngiliz’i, Alman’ı Ortadoğu’yu sömürmek için o bölgelere yaklaşık yüzyıllardır yerleşerek burnumuzun ucuna gelmiştir. ‘Su Akar Türkler Bakar’ misali bizler sadece seyrettik maalesef. Neden maalesef;  çünkü Türkiye’min güçlü bağımsız ne bir ekonomisi, ticareti, teknolojisi nede sanayisi, fabrikası, pazarı vardı. Hem içerden hem de dışarıdan, çıkarları doğrultusunda istediği entrikalar çevirerek, bizleri elimiz kolumuz bağlı Ortadoğu’nun jandarmalığını, efeliğini yaptırdılar. Aksi halde Sevr’de ki emellerini önümüze getirerek(Hoş yüzyıldır bu arzularından hiç vazgeçmemişlerdir), bizi bölme ve yok etme tehdidinde bulunuyorlardı.

                Bu Emperyalist Güçlere karşı artık dur diyebilmek, Yeni Bir Dünya Gücü oluşturmak yolunda kilit ülke Türkiye, acilen D-8’leri etkin hale getirmesi gerekir. Türkiye yeni Askeri, Ticari, Ekonomi, Teknoloji antlaşmalarla elini güçlendirmeli, Dünya Emperyalist Güçlere karşı, Türkiye öncülüğünde Yeni Bir Dünya Adalet Terazisi getirerek,( Hakkı Hak Sahibine Teslim Eden)Yeni Bir Dünya Gücü oluşturulmalıdır.

 

 

 

384360 defa okundu...
Diğer Yazıları

 

Facebook Sayfamız
YAZARLAR
VİDEOLAR
SON YORUMLAR
RASTGELE FIKRA

Kahve

Churchill, avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill e kızgın kızgın şöyle seslenir: - "Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım." Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır: - "Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız,...
Yemek Tarifi

Acılı tavuk ve pirinç

acili-tavuk-ve-pirinc

Kıymalı Pide

kiymali-pide

2.Yayla Çorbası

2yayla-corbasi
Haber Arşivi Künye İletişim  |     |
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları saklıdır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
| Kullanim Kosullari | Gizlilik Politikasi